Çıkmalı bu yaz yola bir karavanla. Köy köy dolaşıp, "selamun aleykum" demeli köy kahvesindekilere. Demli demli çayı içerken, kardeşler demeli, abiler...
Ve devam etmeli:
"Çok oturacak değilim. Bir çayınızı içeyim, bir de söyleyecek az bir lafım var, onu söyleyeyim.
72 senesinde Rize'nin, adı gibi küçük bir köyünde, Küçükköy'de doğdum. Köy çocuğuyum öyle şehirli giyinmeme bakmayın. Köy yüreği taşırım göğsümde. Baktım memleketimde, yüreksiz işler oluyor, düştüm yolara bu sene, tatil yerine.
Diyeceğim kısa kardeşler, bu başımızdakilere artık oy vermeyin. Bunlar Amerika ile işbirliği içerisinde, bir taraftan ülkeyi kalkındırıyorlar güzel de, bir taraftan da çok karanlık işler çeviriyorlar. Bütün televizyonları, gazeteleri de zapt ettiklerinden bunu size bir Allah'ın kulu anlatamıyor.
Tuttum bu karavanı, ben anlatayım dedim, sesim kime yetebilirse.
Ben çok okudum kardeşler. Okumak lazım bunların hilelerini anlayabilmek için, ama iyi okumak lazım, ve çok değişik taraflardan birden okumak. Sizin işten güçten vaktiniz yok tabii, kurulan tezgahı anlaması zor, ben anlatayım.
Dünyayı çok çok çok zenginlerden oluşan on küsür kişilik bir grup yönetiyor kardeşler, devletler değil. Ne Tayyip, ne Obama ne başkası. Bu on küsür zengin, dünyanın en zengin, en güçlü aileleri. Avrupa'daki bir tanesinin aile serveti 3 trilyon dolar. On tane Türkiye demek bu. Aile, devletlerden zengin.
Bu zengin adamların çoğu asırlardır zengin, yeni değil. Ve şöyle diyorlar: Ulan biz bu kadar zenginsek, niye zenginliğimize etkisi olacak kanunları, nizamları, düzenlemeleri devletlerin yönetimine bırakalım ki, tabii ki biz yöneteceğiz.
Bu zenginlerden en büyük ikisi Rockefeller ve Rothschild. Amerika da Rockefeller ve Avrupa'da Rothschild diye iki aile. Rothshild'lere devlet hediye etmiş zamanında İngiltere, düşün. İngiletere'ye Çin savaşında para yardımı yapıyorlar, İngiltere hükümeti de karşılık olarak onlara Hong Kong'u veriyor. Böyle bir aile Rothschild.
Herneyse. Devletlerden zengin aileler var dünyada ve devlet yönetimlerinde çok belirleyiciler. Bunu bilmek yeter.
Bu adamların da en büyük derdi son iki asırdır ne? Petrol. Malum en kıymetli maden. Bunun dışında iyi para getiren uyuşturucu, silah, ilaç gibi sektörler de var da, onları şimdilik karıştırmayalım. Petrol en temeli.
Petrol en çok nerde? Buralarda maalesef. Ortadoğuda.
Ne istiyor bu zengin adamlar? Bu toprakların altındaki petrolleri. E buralar bizim. Olsun. Onlara göre dünya onların. Sana göre senin. Yani, bu toprakların üstü senin, altı onların. Senin atalarının kanı toprakların üstünü suladı canım, altını sulamadı ki. Buralar onların.
Nasıl alabilirler ki doğal kaynaklarımızı? Batıya ılımlı yönetimleri Ortadoğu ülkelerine yerleştirerek tabii. Irak tamam mesela. Libya Mısır tamam. Şu sıra Suriye yola getiriliyor. Esad batıyı seviyor mu? Hayır. Ha o zaman gidecek. Tayyip seviyor mu? Tabii ki. Tayyip kalacak. Bu misal.
...
Kısa kesiyorum. Tayyip ve Amerika, daha doğrusu bu zengin aileler dost. Türkiye ile ilgili hedef nedir? Zengin doğal kaynaklarını usulca ve barışçıl bir ortamda alabilmek. Öyle bizimle savaşa falan tutuşmayacaklar merak etme.
Ve şu sıra tam bu planın başladığı an. Petrol yasası çıktı Mayıs ayı başında, haberin oldu mu? Yok. Nerden olacak ki, kimse yazmadı.
...
Geri gidelim.. Birinci dünya savaşı niye oldu? Petrol.
Osmanlı parçalandı, çünkü Ortadoğu batıya lazımdı. Petrol ordaydı. Anadolu da dağıtılmıştı ki, Atatürk çıktı bu adamların planını bir 50 yıllığına bozdu.
Atatürk öldü, sonrasında boğazımızı sıkma dönemleri başladı. Ne darbelerden başımızı alabildik, ne kendi başımıza büyüyebildik. Sürekli tökezledik durduk.
Sene oldu 2001, boğazımızı sıkmayı bıraktılar. Ohhh dedik, dünya varmış. Nefes aldık yahu. Ne güzel gelişti memleket. Sağlık sistemi harika, duble yollar harika, yeni istihdam, her şey süper. Ve öyle bir hale geldi ki, aman abi, geçmiş günlere dönmeyelim de, ne olursa olsun der olduk, herşeye amenna.
Bu sene başı itibariyle de plan başlatıldı. Önce terör bitirildi. 40 senedir iyi çektirmişlerdi bize. Yeterdi. Artık Kürdistan kurulacak, ve güney doğu Anadolu petrolleri kolaylıkla alınabilecekti. Kimse itiraz etmezdi nasıl olsa, 40 senedir bıkmıştı yahu halk şehit vermekten.
Sonra Suriye işi vardı. Suriye'ye girip düzeni değiştirmek Türk askerinin göreviydi. Öyle ya da böyle düzeni değiştirmek için kara harekatı şarttı. İsrail'i vurdursan çok tepki alacak. En güzeli Türkiye. Amerika'nın artık bölgeye harcayacak tek askeri olamazdı. Amerikan halkı evlat kaybetmek istemiyordu artık çünkü. E Türkiyede terör yoktu artık, o kadar olsundu, ne yani hiç şehit vermeden süper sağlık sistemi, duble yollar, harika gökdelenler olur muydu? Türk halkı buna anlayış göstermeliydi.
Durumu öyle bir hale getireceklerdi ki Suriye en büyük düşmanımız oluverecekti. Suriye sürekli bombalı eylemlerle sabrımızı taşıracaktı. Ve biz, seve seve gönderecektik evlatlarımızı vatan savunmasına.
Bütün bunların arasında hiç çaktırmadan, petrol yasası çıktı. Yahu hayırlı bir şey yapıyorsan, her hayırlı şeyin reklamını göklere çıkarıyorsun da, bunun niye hiç haberi yok? Reklamını yapsana, desene valla süper bir kanuna yaptık arkadaşlar, artık dolarlar akacak ülkemize. Bunun reklamını yapmaya yüzün yok tabii. Rockefeller ve Rothshild'e yapıyorsun bu kanunu çünkü. Buyur kardeşim, petrolum senin diyorsun.
Amerikalı köyüne gelir de bir gün petrol bulursa sevinme boş yere güzel kardeşim. Senin değil o petrol. Devletine sadece yüzde 12 sini veriyor. Gerisi Amerikalının. Ha istersen satar sana canım kendi petrolünü.Yeter ki parasını ver.
Yani güzel yüreklim, memleketimizin sadece petrolü değil, tüm doğal kaynakları çok düşük devlet paylarıyla yabancılara veriliyor. Sen de seviniyorsun aman süper, ssk'm çalışıyor, kuruş ödemiyorum ameliyatlarıma şu bu diye ama bütün bunların karşılığı da bu. Üç kuruşa maalesef beş köfte olmuyor.
Ha dersen bana ne, ben şu anki halime bakarım, ilerisini bebeler düşünsün, sen bilirsin. Git at oyunu yine bunlara. Ama bebelere sıra geldiğinde geri dönmesi daha da zor olacak, bilesin. Çünkü bir süre sonra doğal kaynakların tükenecek, artık sütten kesilmiş inek misali mezbahaneye gönderilip doğranacaksın.
Neyse artık. Hayırlısı olsun. Ben kulluk görevimi yapayım da.
...
Hadi bana eyvallah. Diyeceğim budur.Bu akşam izniniz olursa karavanda köy meydanında uyur, yarın şafakla birlikte kaçarım.
Ha bu arada, buyrun naçar malikaneme, beklerim. "
30 Mayıs 2013 Perşembe
29 Mayıs 2013 Çarşamba
Safdil Ailesi Tatilde
Sene 2025 tir. Çözüm süreci bitmiş, kalıcı barış sağlanmıştır. Memlekette terör olayları olmayalı seneler olunca, Ankara'lı Safdil ailesi arabalarına atlayıp, yıllar yılı görmek isteyip de terör belası yüzünden göremedikleri Diyarbakır'ı, Şırnak'ı, Hakkari'yi görmek üzere yola koyulurlar.
Baba Galip Safdil, Tuz gölünde yansıma fotoğrafı çekmeden geçmem diye tutturunca tekmil aile tuza bulanan gezginlerimiz fotoğraflarını çektirip tuzlu tuzlu ayaklarıyla Kapadokya'ya geçerler. Kapadokya, Kayseri derken, Kayseri'yi biraz geçe bir anda trafik ilerlemez olur. Çoğu TIR'ların oluşturduğu bir kuyruk kilometrelerce uzamaktadır. Nedir, değildir derken, Galip Safdil TIR şöförlerinden birine sorar.
TIR Şöförü: Sınır kardeşim sınır. Sınır geçmedin mi hiç. Pasaport'u var, kontrolü var, uzun iş.
Galip Safdil: Ne sınırı yahu?
TIR Şöförü: Kürdistan sınırı abicim. Günaydın.
Galip Safdil: Kürdistan mı? Ne Kürdistan'ı yahu. Kürdistan mı kuruldu?
TIR Şöförü: Haklısın abicim. Ben de buraya gelince öğrendim. Basına pek yansıtmadılar.
Galip Safdil: Yok artık.
TIR Şöförü: Var abicim, var. İki kilometre ötede sınır var. Bekle de gör.
Galip Safdil arka koltuktakilere döner.
Galip Safdil: Buraya Kürdistan kurmuşlar.. Napalım? Karadeniz'i mi denesek?
Arkadakiler: Olur.
Galip Safdil arabayı kuzeye sürer. Erzurum'u biraz geçe yine kuyruklar başlar. Saatler sonra sıra geldiğinde memur arabaya yanaşır.
Polis: Kadaşum, pasaport lazım celiii, Lazistan sinirina celdun.
Galip Safdil: Ne sınırı yaw. Lazı Türk'ü mü var, hepimiz kardeşiz.
Polis: Yok kadaşum, buradan öteye Lazistan oliii.
Galip Safdil panikle arabasını batıya sürer. Güney'e Antalya'ya yönelir. Yine TIR kuyruğuna
bulaşınca çıldırır, soldan soldan basar gider. Çılgın gibi ilerleyen arabanın karşısına silahlarını çekmiş polisler dikilir.
Galip Safdil arabadan iner. Yılgınlıkla sorar: "Bu ne sınırı? Ne sınırı bu? Nerden çıktı bu sınırlar? Neden haberimiz olmadı?"
....
Galip Safdil sıçrayarak yatağında doğrulur. Ter içinde kalmıştır. Hayırlara gitsin inşallah der. Ama hala tam uyanmaz.
Baba Galip Safdil, Tuz gölünde yansıma fotoğrafı çekmeden geçmem diye tutturunca tekmil aile tuza bulanan gezginlerimiz fotoğraflarını çektirip tuzlu tuzlu ayaklarıyla Kapadokya'ya geçerler. Kapadokya, Kayseri derken, Kayseri'yi biraz geçe bir anda trafik ilerlemez olur. Çoğu TIR'ların oluşturduğu bir kuyruk kilometrelerce uzamaktadır. Nedir, değildir derken, Galip Safdil TIR şöförlerinden birine sorar.
TIR Şöförü: Sınır kardeşim sınır. Sınır geçmedin mi hiç. Pasaport'u var, kontrolü var, uzun iş.
Galip Safdil: Ne sınırı yahu?
TIR Şöförü: Kürdistan sınırı abicim. Günaydın.
Galip Safdil: Kürdistan mı? Ne Kürdistan'ı yahu. Kürdistan mı kuruldu?
TIR Şöförü: Haklısın abicim. Ben de buraya gelince öğrendim. Basına pek yansıtmadılar.
Galip Safdil: Yok artık.
TIR Şöförü: Var abicim, var. İki kilometre ötede sınır var. Bekle de gör.
Galip Safdil arka koltuktakilere döner.
Galip Safdil: Buraya Kürdistan kurmuşlar.. Napalım? Karadeniz'i mi denesek?
Arkadakiler: Olur.
Galip Safdil arabayı kuzeye sürer. Erzurum'u biraz geçe yine kuyruklar başlar. Saatler sonra sıra geldiğinde memur arabaya yanaşır.
Polis: Kadaşum, pasaport lazım celiii, Lazistan sinirina celdun.
Galip Safdil: Ne sınırı yaw. Lazı Türk'ü mü var, hepimiz kardeşiz.
Polis: Yok kadaşum, buradan öteye Lazistan oliii.
Galip Safdil panikle arabasını batıya sürer. Güney'e Antalya'ya yönelir. Yine TIR kuyruğuna
bulaşınca çıldırır, soldan soldan basar gider. Çılgın gibi ilerleyen arabanın karşısına silahlarını çekmiş polisler dikilir.
Galip Safdil arabadan iner. Yılgınlıkla sorar: "Bu ne sınırı? Ne sınırı bu? Nerden çıktı bu sınırlar? Neden haberimiz olmadı?"
....
Galip Safdil sıçrayarak yatağında doğrulur. Ter içinde kalmıştır. Hayırlara gitsin inşallah der. Ama hala tam uyanmaz.
İçime doğmuş
İçime doğdu heralde. Dün "bir kara sevda" yı yazdım, bugün mecliste petrol yasası görüşüldü.
28 Mayıs 2013 Salı
Bir kara sevda
Tüfek icad oldu mertlik bozuldu demişsin ya... Köroğlucuğum, daha neler icad olacaktı mertliği bozan, bir haberin olsaydı, devletimin bekaası için, şunun için bunun için demez, direkt canına kıyardın belki de.
Kara elmas diye birşey icad oldu Köroğlu'cuğum. 1800 lerin sonuda. Bu elmas, araba denen, kendi kendine giden, at gibi binilen makineleri besliyordu. Onların samanı gibi birşeydi anlıcan.
E ne oldu tabii, bu elmas bir anda ahir ömründe görüp görebileceğin en kıymetli cevher oluverdi.
Zamanın Osmanlı'sı denebilecek bir memleket de bu elmasa sevdalandı işte, olan bu.Tutturdu bu elmas dünyanın neresinde çıkarsa çıksın, benimdir, benim olacaktır, başkasına yar etmem, sevdamdır o, benim kara sevdam dedi.
200 senedir de peşinden koşup duruyor Köroğlucuğum. Kendi topraklarındakini bitirdi, dünyanın geri kalanındakine göz dikti. Bu memleketin adı Amerika. Senin zamanında yoktu. Bir çeşit küffar diye bil sen.
Yalnız, büyük Allah'ımın hikmeti olsa gerek, bu kara elmasın en çoğu peygamberimiz sav'in doğduğu topraklarda çıktı. Peygamberimizin torunları "biz yüce Allah sevdasından başka sevda bilmeyiz" dediklerinden olsa gerek, elmaslarını Amerikalı kardeşlerine kolaylıkla verdiler. Gel gör ki, İran'ı, Suriye'si, Libya'sı, bilimum başka Arap eşrafı, elmaslarını kendileri çıkarmak istediler. Bu da Amerika'yı biraz üzdü tabii. O gün bugün, bu ülkeleri de kara sevdasına ikna etmek için uğraşıyor.
Ha bu arada, Allah ömrünü baki eylesin diyeceğim ama etmeyecek, Osmanlı devleti de senden sonra bir süre aldı yürüdü, ne zaman ki küffarın tekmili birden saldırdı, 1900 lü senlerde devlet-i ali Osmaniye yıkıldı. Sebep yine aynıydı: kara sevda.
Hüzünlenme kaytan bıyıklım, önce bir parçalandık ama tam aslanın ağzındayken kurtulduk. Bir babayiğit çıktı ki, senden yiğit olmasın ( ama vallahi daha yiğit, kusura kalmayasın ) dedi ki bu topraklar benim atalarımın kanıyla sulandı. Seni andı biliyor musun? Köroğlu dedi, at koşturdu bu topraklada dedi ( o dağlara da senin adını verdik bu arada ). Vermem dedi bu toprakları kolay kolay. Topyekün savaştı milletin, ve kurtuldu.
O ara bi sustu Amerika. En azından bize daha 'oy başım, oy derdim" demedi. Ama kara sevda bu Köroğlum, sen benden daha iyi bilirsin, unutulur mu? 50 yıl kadar sonra, yine sızlanmaya başladı . Kara sevda da kara sevda. Elmasını istiyor.
Tamam diyor, o topraklar atalarınızın kanlarıyla sulandı kabul, ama o kanlar toprağın en çok 10 metrecik altına inmiştir ki, ben sizden 500 metre ve altını istiyorum. Ne var ki bunda?
Dedi...
Bizim şimdiki sürübaşları da, "hmmm dedi. Evet haklı valla.Verelim gitsin"
Verdiler.
Yani daha vermediler de.
Verecekler.
...
Tamam, yat uyu sen, kafanı şişirdim kusura bakma.
Kara elmas diye birşey icad oldu Köroğlu'cuğum. 1800 lerin sonuda. Bu elmas, araba denen, kendi kendine giden, at gibi binilen makineleri besliyordu. Onların samanı gibi birşeydi anlıcan.
E ne oldu tabii, bu elmas bir anda ahir ömründe görüp görebileceğin en kıymetli cevher oluverdi.
Zamanın Osmanlı'sı denebilecek bir memleket de bu elmasa sevdalandı işte, olan bu.Tutturdu bu elmas dünyanın neresinde çıkarsa çıksın, benimdir, benim olacaktır, başkasına yar etmem, sevdamdır o, benim kara sevdam dedi.
200 senedir de peşinden koşup duruyor Köroğlucuğum. Kendi topraklarındakini bitirdi, dünyanın geri kalanındakine göz dikti. Bu memleketin adı Amerika. Senin zamanında yoktu. Bir çeşit küffar diye bil sen.
Yalnız, büyük Allah'ımın hikmeti olsa gerek, bu kara elmasın en çoğu peygamberimiz sav'in doğduğu topraklarda çıktı. Peygamberimizin torunları "biz yüce Allah sevdasından başka sevda bilmeyiz" dediklerinden olsa gerek, elmaslarını Amerikalı kardeşlerine kolaylıkla verdiler. Gel gör ki, İran'ı, Suriye'si, Libya'sı, bilimum başka Arap eşrafı, elmaslarını kendileri çıkarmak istediler. Bu da Amerika'yı biraz üzdü tabii. O gün bugün, bu ülkeleri de kara sevdasına ikna etmek için uğraşıyor.
Ha bu arada, Allah ömrünü baki eylesin diyeceğim ama etmeyecek, Osmanlı devleti de senden sonra bir süre aldı yürüdü, ne zaman ki küffarın tekmili birden saldırdı, 1900 lü senlerde devlet-i ali Osmaniye yıkıldı. Sebep yine aynıydı: kara sevda.
Hüzünlenme kaytan bıyıklım, önce bir parçalandık ama tam aslanın ağzındayken kurtulduk. Bir babayiğit çıktı ki, senden yiğit olmasın ( ama vallahi daha yiğit, kusura kalmayasın ) dedi ki bu topraklar benim atalarımın kanıyla sulandı. Seni andı biliyor musun? Köroğlu dedi, at koşturdu bu topraklada dedi ( o dağlara da senin adını verdik bu arada ). Vermem dedi bu toprakları kolay kolay. Topyekün savaştı milletin, ve kurtuldu.
O ara bi sustu Amerika. En azından bize daha 'oy başım, oy derdim" demedi. Ama kara sevda bu Köroğlum, sen benden daha iyi bilirsin, unutulur mu? 50 yıl kadar sonra, yine sızlanmaya başladı . Kara sevda da kara sevda. Elmasını istiyor.
Tamam diyor, o topraklar atalarınızın kanlarıyla sulandı kabul, ama o kanlar toprağın en çok 10 metrecik altına inmiştir ki, ben sizden 500 metre ve altını istiyorum. Ne var ki bunda?
Dedi...
Bizim şimdiki sürübaşları da, "hmmm dedi. Evet haklı valla.Verelim gitsin"
Verdiler.
Yani daha vermediler de.
Verecekler.
...
Tamam, yat uyu sen, kafanı şişirdim kusura bakma.
23 Mayıs 2013 Perşembe
Tevhid-i Tedrisat
Arınç Amerika'ya gittiğinde Feto'ya uğramış. Bir saat kadar malikanesinde misafir edilmiş. Gazeteciler ne sordularsa artık, "AKP'li bir Feto istemiyoruz" demiş. Feto sanki can atıyor AKP'li olmaya. Adam dünya misyoneri senin AKP'ni naapsın. 180 küsür ülkede okulları var. Sen kendi işine bak Arınç'cım.
...
Ah atam. Bir sürü şey yaptın yapmasına da, bence ne için yaptığını peşinden gelenlere tam anlatamadın. Hani Tevhid-i Tedrisat yapmıştın ya. Tekke zaviye falan hepsini kapattın. Peşinden gelenler de sandı ki, adı tekke olan birşey kalmadı ya, harika oldu.
Tevhid-i tedrisat eğitim birliği demekti. Devlet eliyle tek tip eğitim. Bütün misyoner okullarının gözleri faltaşı gibi açılmıştı hani. Niye yapmıştık bunu, işte onu unuttu bizim şaşkolozlar. Ya da unutmadı da işlerine öyle geldi. Beyin yıkama merkezleri tekke ve zaviyeleri kapattık, ama 70 lerden itibaren özel eğitim kurumları, nam-ı diğer dersanelere izin verdik. Denetlesek birşey değildi, denetlemedik de. Feto denen dış mihrak destekli bir amca geldi bütün memleketin eğitim sistemini dersaneler yoluyla eline geçirdi. Yeri geldi, bedava karate kursları adı altında bu topraklarda profosyonel tetikçiler yetiştirildi. Mazlum halkım da "yavrum kuran öğreniyor, ne var ki bunda", "yavrum karate öğreniyor, üstelik de bedava" deyip deyip evlatlarını karanlık emellere alet etti.
Hepsi senin yolunu tam anlayamamaktandı atam. İnkılap Tarihi dersleri bir işe yaramadı anlayacağın. Altı ilkeni ezberledik durduk, ama neyi koruyorduk, sonra ne bulduk, hepsi karıştı gitti.
...
Neyse atam. Olan oldu. Söyle bakalım şimdi, naapacaz?
Yok öyle topla tüfekle olacak iş değil artık. Senden sonra atom bombası çıktı, mertlik iyice bozuldu. Terör modası var, ama o da bizi bozar. Başka bir şey söyle.
Asker mi? Yok yok. Ayıp zaten. Darbe yapmadan bir çözüm bulmalı. Baksana darbe korkusuna zavallıları içeri tıkıp duruyorlar. Darbesiz değiştirebilmeliyiz bu hükümeti.
Sokağa mı dökülelim? Yok valla, biber gazı sıkıyorlar, gözlerimiz yanıyor. Üstelik de hiçbir işe yaramıyor, haber halka ulaşmıyor. Facebook bile daha iyi. Gazsız hiç olmazsa.
Seçim? Valla ona da hile karışıyor diyorlar. Artı, seçecek bir adam olsa da keşke seçsek. Senin CHP'ne ismen benzer bir parti var evet, ama mertlikte benzeyen tek bir tane yok.
Ha evet, veriyoruz işte oyumuzu iyi kötü birilerine.
Seçim sandıklarının başında mı duralım? İyi fikir aslında. Olur bunu düşünelim.
Ulaşabileceğimiz herkese anlatalım mı? Anlatıyoruz da, insanların karnı hiç olmadığınca tok. Keyifleri yerinde. Onlarca yıldır sıkılan boğazlarından ilk kez taze oksijen geçiriliyor. Dolayısıyla kimsenin hükümet değiştiresi yok.
Benim mi niye var? Valla ilerisi kötü gibime geliyor da ondan atam.
Emin miyim mi? Yoo.
Sallayayım mı? Niye ki?
Sen sallamadın da ne mi oldu? He valla.
Sallayayım değil mi atam?
Salladım.
...
Ah atam. Bir sürü şey yaptın yapmasına da, bence ne için yaptığını peşinden gelenlere tam anlatamadın. Hani Tevhid-i Tedrisat yapmıştın ya. Tekke zaviye falan hepsini kapattın. Peşinden gelenler de sandı ki, adı tekke olan birşey kalmadı ya, harika oldu.
Tevhid-i tedrisat eğitim birliği demekti. Devlet eliyle tek tip eğitim. Bütün misyoner okullarının gözleri faltaşı gibi açılmıştı hani. Niye yapmıştık bunu, işte onu unuttu bizim şaşkolozlar. Ya da unutmadı da işlerine öyle geldi. Beyin yıkama merkezleri tekke ve zaviyeleri kapattık, ama 70 lerden itibaren özel eğitim kurumları, nam-ı diğer dersanelere izin verdik. Denetlesek birşey değildi, denetlemedik de. Feto denen dış mihrak destekli bir amca geldi bütün memleketin eğitim sistemini dersaneler yoluyla eline geçirdi. Yeri geldi, bedava karate kursları adı altında bu topraklarda profosyonel tetikçiler yetiştirildi. Mazlum halkım da "yavrum kuran öğreniyor, ne var ki bunda", "yavrum karate öğreniyor, üstelik de bedava" deyip deyip evlatlarını karanlık emellere alet etti.
Hepsi senin yolunu tam anlayamamaktandı atam. İnkılap Tarihi dersleri bir işe yaramadı anlayacağın. Altı ilkeni ezberledik durduk, ama neyi koruyorduk, sonra ne bulduk, hepsi karıştı gitti.
...
Neyse atam. Olan oldu. Söyle bakalım şimdi, naapacaz?
Yok öyle topla tüfekle olacak iş değil artık. Senden sonra atom bombası çıktı, mertlik iyice bozuldu. Terör modası var, ama o da bizi bozar. Başka bir şey söyle.
Asker mi? Yok yok. Ayıp zaten. Darbe yapmadan bir çözüm bulmalı. Baksana darbe korkusuna zavallıları içeri tıkıp duruyorlar. Darbesiz değiştirebilmeliyiz bu hükümeti.
Sokağa mı dökülelim? Yok valla, biber gazı sıkıyorlar, gözlerimiz yanıyor. Üstelik de hiçbir işe yaramıyor, haber halka ulaşmıyor. Facebook bile daha iyi. Gazsız hiç olmazsa.
Seçim? Valla ona da hile karışıyor diyorlar. Artı, seçecek bir adam olsa da keşke seçsek. Senin CHP'ne ismen benzer bir parti var evet, ama mertlikte benzeyen tek bir tane yok.
Ha evet, veriyoruz işte oyumuzu iyi kötü birilerine.
Seçim sandıklarının başında mı duralım? İyi fikir aslında. Olur bunu düşünelim.
Ulaşabileceğimiz herkese anlatalım mı? Anlatıyoruz da, insanların karnı hiç olmadığınca tok. Keyifleri yerinde. Onlarca yıldır sıkılan boğazlarından ilk kez taze oksijen geçiriliyor. Dolayısıyla kimsenin hükümet değiştiresi yok.
Benim mi niye var? Valla ilerisi kötü gibime geliyor da ondan atam.
Emin miyim mi? Yoo.
Sallayayım mı? Niye ki?
Sen sallamadın da ne mi oldu? He valla.
Sallayayım değil mi atam?
Salladım.
17 Mayıs 2013 Cuma
Basına Kapalı Görüşme Notları
Neden her ülke Suriye kadar olamıyor? Yönetim baskısı altında ezilen tek ülke Suriye mi? Değildir heralde. Neden onlar da Suriye halkı gibi silahlanıp, ayaklanıp, organize olup düzene karşı savaşamıyor? Ya da neden önce Mısır, sonra Kaddafi, sonra Esad da, hepsi aynı anda değil? Hani madem bir kıvılcım ateşlendi, her yerin bir anda karışması gerekmez miydi? Tek tek karıştı.
Bir de kaç bahar geçti, Arab baharı bitmedi bir türlü. Neden adı bahar?
Fotoğraflara bakıyorum, direnişçişler denen adamların hepsi asker postallı, kıyafetli, hepsinin elinde tek tip kalaşnikoflar, roketatarlar. Roketatarı bırak tankları var adamların..
Ebay'den mi alıyorlar acaba bunları?
...
Herneyse . Şu sıralar Obi Tayyip görüşmesi var. Basına kapalı görüşme de yapacaklar. Hep merak ederim, ne konuşuyorlar acaba gizli gizli?
Ben bir tahmin yürüttüm. Bakın şöyle...
...
Obi ile Tayyip ortak basın açıklaması yapar. Tayyip Suriye'deki kimyasal silahlara ilişkin delillerin Obi'ye verildiğini söyler. Obi, hümanist bir lider olarak, 'yok yok, öyle hemen atlayamayız, emin olmamız lazım' demiş, fakat işin nereye gideceğini de belli etmiştir. Basın açıklaması biter, Obi ve Tayyip kapalı kapılar ardında görüşmeye girerler.
Obi: Olum, kimsayal silahlar konusunda henüz delil yok. Sallama kafana göre. Sonra bulacağız delilleri. Putin'e bir çözüm bulmamız lazım önce.
Tayyip: Tamam başkanım. Gazeteci sorunca, heyecanlandım biraz. Putin niye kıllık yapıyor başkanım, anlamadım ben?
Obi: Suriye lazım adama canım. Coğrafi konumu var. Paşa paşa silahlar satıyor var. Bir sürü neden var.
Tayyip: Abicim bunlar da senelerdir sıcak denizler sıcak denizler.. Napacaksın sıcak denizleri yahu. Antalya'yı istila ettiniz ya zaten.
Obi:Evetttt. Evett. Antalya. Ha ha ha.! Buldummm.
Obi uzanır Tayyib'i alnından öper.
Obi: Aslanım be. Salaksın malaksın ama safsın ha. Şeytan tüyü var sende.
Tayyip: Aman efendim teveccühünüz. Şeytan hepmizde maşallah!
Obi: Ruslar Antalya'yı seviyor evet. Çabucak Antalya'ya bir özerk devlet konusunu gündeme getirelim.
Tayyip: ??????
Obi: Antalya'da baş kaldırabilecek kimler var? Pontus orası mıydı?
Tayyip: Yok başkanım. Pontus Karadenizde. Antalya'da azınlık kimse yok. Türkler var sadece. Yaylalarında yörükler dolaşır bir tek. Onlar da Türk'tür zaten.
Obi: Olsun. Bölecek bir şeyler her zaman bulunur Tayyip. Hemen pes etme. Çabucak MIT'le konuş, yörükleri ayrı bir kimlikmiş gibi kışkırtsın, başkaldırtsın. Antalya bölgesinde küçük bir yörük devleti kuruyoruz. Sonra da referandum yapar, referandum kurallarına "turistler de katılabilir" diye ekler, Antalya'yı Ruslar'a bağlarız. Böylece Rusya sıcak denizlerinden uzaklaşmamış olur.
Tayyip: Başkanım, Kürdistan'ı kabul ettirene kadar 30 sene terör çekti bu millet, Antalya'da bağımsız bir devleti hemen kabul eder mi?
Obi: Birşey olmaaaaaz. Kürdistan'a ok diyen, Antalya'ya da der.
Obi telefonu eline alır.
Obi: Aloooo. Putin.. Antalya'ya tatile gidiyoruz güzel kardeşim. Hazırlan.
Bir de kaç bahar geçti, Arab baharı bitmedi bir türlü. Neden adı bahar?
Fotoğraflara bakıyorum, direnişçişler denen adamların hepsi asker postallı, kıyafetli, hepsinin elinde tek tip kalaşnikoflar, roketatarlar. Roketatarı bırak tankları var adamların..
Ebay'den mi alıyorlar acaba bunları?
...
Herneyse . Şu sıralar Obi Tayyip görüşmesi var. Basına kapalı görüşme de yapacaklar. Hep merak ederim, ne konuşuyorlar acaba gizli gizli?
Ben bir tahmin yürüttüm. Bakın şöyle...
...
Obi ile Tayyip ortak basın açıklaması yapar. Tayyip Suriye'deki kimyasal silahlara ilişkin delillerin Obi'ye verildiğini söyler. Obi, hümanist bir lider olarak, 'yok yok, öyle hemen atlayamayız, emin olmamız lazım' demiş, fakat işin nereye gideceğini de belli etmiştir. Basın açıklaması biter, Obi ve Tayyip kapalı kapılar ardında görüşmeye girerler.
Obi: Olum, kimsayal silahlar konusunda henüz delil yok. Sallama kafana göre. Sonra bulacağız delilleri. Putin'e bir çözüm bulmamız lazım önce.
Tayyip: Tamam başkanım. Gazeteci sorunca, heyecanlandım biraz. Putin niye kıllık yapıyor başkanım, anlamadım ben?
Obi: Suriye lazım adama canım. Coğrafi konumu var. Paşa paşa silahlar satıyor var. Bir sürü neden var.
Tayyip: Abicim bunlar da senelerdir sıcak denizler sıcak denizler.. Napacaksın sıcak denizleri yahu. Antalya'yı istila ettiniz ya zaten.
Obi:Evetttt. Evett. Antalya. Ha ha ha.! Buldummm.
Obi uzanır Tayyib'i alnından öper.
Obi: Aslanım be. Salaksın malaksın ama safsın ha. Şeytan tüyü var sende.
Tayyip: Aman efendim teveccühünüz. Şeytan hepmizde maşallah!
Obi: Ruslar Antalya'yı seviyor evet. Çabucak Antalya'ya bir özerk devlet konusunu gündeme getirelim.
Tayyip: ??????
Obi: Antalya'da baş kaldırabilecek kimler var? Pontus orası mıydı?
Tayyip: Yok başkanım. Pontus Karadenizde. Antalya'da azınlık kimse yok. Türkler var sadece. Yaylalarında yörükler dolaşır bir tek. Onlar da Türk'tür zaten.
Obi: Olsun. Bölecek bir şeyler her zaman bulunur Tayyip. Hemen pes etme. Çabucak MIT'le konuş, yörükleri ayrı bir kimlikmiş gibi kışkırtsın, başkaldırtsın. Antalya bölgesinde küçük bir yörük devleti kuruyoruz. Sonra da referandum yapar, referandum kurallarına "turistler de katılabilir" diye ekler, Antalya'yı Ruslar'a bağlarız. Böylece Rusya sıcak denizlerinden uzaklaşmamış olur.
Tayyip: Başkanım, Kürdistan'ı kabul ettirene kadar 30 sene terör çekti bu millet, Antalya'da bağımsız bir devleti hemen kabul eder mi?
Obi: Birşey olmaaaaaz. Kürdistan'a ok diyen, Antalya'ya da der.
Obi telefonu eline alır.
Obi: Aloooo. Putin.. Antalya'ya tatile gidiyoruz güzel kardeşim. Hazırlan.
16 Mayıs 2013 Perşembe
Seyyar Meyhane
Yavaş yavaş baskının artırıldığı "yeni dünya" düzeni parçası ülkemizde bir adım daha bugünlerde atılıyor: İbadet ve eğitim mekanlarının 100 metre yakınına meyhane açılamayacakmış.
Şimdi haliyle insanın aklına bazı sorular geliyor :
Meyhanelerin 100 metre yakınına cami yapmak da yasak olacak mı?
100 metre, izdüşümü olarak mı ölçülecek, yoksa yürüme mesafesi olarak mı?
Diyelim bir meyhanem var, yanına cami yapılırsa meyhanem kapanacak mı?
Meyhanemizi bir karavana kurmak suretiyle, biraz daha öteye taşıyarak kapanmaktan kurtulabilir miyiz?
Meyhanemiz bir karavanken etrafımızda üç cami birden açılır da bizi kaçamayacak şekilde kıskaca alırlarsa, en azından birkaç dakikalığına cami alanından geçmemize izin verilir mi?
Kanuna onuncu köyler de dahil mi?
Kanuna mescitler de dahil mi? Mescitler de mi 100 metre? Bazen de dua odaları oluyor. Onlar kaç metre?
Eğitim kurumları da dahil deniyor. Sürücü kursları da dahil mi?
Yasak tüm içkiler için mi? Alkol oranı düşük içkilerde mesafe hiç olmazsa 50 metreye indirilemez mi? Mesela şöyle olsa: bira 20 metre, şarap 50 metre, rakı 100 metre, absint 500 metre gibi...
Ezan okunurken içki içmek günah olur diye düşünüyorum. Kanunun kapsamını ezan sesinin ulaştığı heryer olarak değiştirmek daha mantıklı olmaz mı?
Yoksa o bir sonraki aşama mı? Yavaş yavaş mı?
Şimdi haliyle insanın aklına bazı sorular geliyor :
Meyhanelerin 100 metre yakınına cami yapmak da yasak olacak mı?
100 metre, izdüşümü olarak mı ölçülecek, yoksa yürüme mesafesi olarak mı?
Diyelim bir meyhanem var, yanına cami yapılırsa meyhanem kapanacak mı?
Meyhanemizi bir karavana kurmak suretiyle, biraz daha öteye taşıyarak kapanmaktan kurtulabilir miyiz?
Meyhanemiz bir karavanken etrafımızda üç cami birden açılır da bizi kaçamayacak şekilde kıskaca alırlarsa, en azından birkaç dakikalığına cami alanından geçmemize izin verilir mi?
Kanuna onuncu köyler de dahil mi?
Kanuna mescitler de dahil mi? Mescitler de mi 100 metre? Bazen de dua odaları oluyor. Onlar kaç metre?
Eğitim kurumları da dahil deniyor. Sürücü kursları da dahil mi?
Yasak tüm içkiler için mi? Alkol oranı düşük içkilerde mesafe hiç olmazsa 50 metreye indirilemez mi? Mesela şöyle olsa: bira 20 metre, şarap 50 metre, rakı 100 metre, absint 500 metre gibi...
Ezan okunurken içki içmek günah olur diye düşünüyorum. Kanunun kapsamını ezan sesinin ulaştığı heryer olarak değiştirmek daha mantıklı olmaz mı?
Yoksa o bir sonraki aşama mı? Yavaş yavaş mı?
15 Mayıs 2013 Çarşamba
Esad! Kardeşimmmmm!
Şöyle oldu belki...
...
Telefon acı acı çalar.
RTE: Helloooo!
Obi: Tayyip, ne diyorsun olum sen, kardeşim mardeşim. Abartma lan!
RTE: Ya evet, biraz gaza geldim başkanım.
Obi: Tamam neyse, şu mayınları temizletene kadar idare et öküzü! Çocuklar rahat çalışamıyor
RTE: Çocuklar derken başkanım?
Obi: CIA, salak! Hala öğrenemedin jargonu.
RTE: Haa ok başkanım.
Obi efendisinin huzuruna çıkar.
Obi: Uyardım efendim, merak buyurmayın siz, bir daha olmaz.
Grand Master: Bu ılımlı islamcıların biraz daha yüksek IQ lusu yok muydu?
Obi: Yok efendim, maalesef geneli böyle. Müspet ilimlerle uğraşmadıklarından beyinleri pek gelişmemiş oluyor.
Grand Master: Bu seferlik ok ama olmasın bir daha. Bir senaryoyu aklında tutamıyor adam yahu. Feto'ya söyleyin yenisini hazır etsin şimdiden.
Aradan zaman geçer. Reyhanlı'da iki kamyon patlar. RTE önce "çözüm sürecine balta" der, sonra "ha pardon, Suriye'nin işi" der. Obi çıldırır.
RTE: Heloooo!
Obi: Tayyip, olum sen ne salak adamsın lan
RTE: Niye başkanım, rencide ediyorsunuz ama.
Obi: Lan olum, topu topu birkaç sayfalık senaryoyu aklında tutamıyor musun? Reyhanlı patlamasından sonra "çözüm süreci baltası" denir mi? Çözüm sürecini baltalıcak plan başkaydı geri zekalı. Bu seferkini "Suriye yaptı" dicektin.
RTE: Evet başkanım, karıştırmışım ya. Biraz ani oldu. O cumartesi değil sonraki cumartesi sanıyordum da. Nasıl olsa zaman var, senaryoyu okurum diyordum.
Obi: Kuş beyinli salak. Halk şapşallığından birşeyler döndüğünü anladı. Çabuk yayın yasağı falan getir. IMF'ye borcumuz bitti falan yazdır basına. Biraz gündem soğut, olumlu haberler geç çok acil.
RTE: Patron, yanlız harbiden bu işte bi sakatlık var. Bize sonraki Cumartesi denmişti. Hatta ben yanına gelecektim. Ortak Suriye bildirisi yapacaktık. Ondan sonra Suriye bize vurmuş olacaktı. Bu sefer seninkilerin koordinasyonsuzluğu gibime geldi.
Obi: Olabilir. Usame de "usandım artık yettim bittim, Türkiye girsin artık" deyip duruyordu. Bir hafta daha sabredemedi heralde. O da ayrı bir geri zekalı. Tamam kardeşim, masraf yaz, ödicez diyoruz, hala tutturmuş "daha ikiz kulelerin faturası tam ödenmemiş", şu bu.
RTE: Evet başkanım. Tuturdu gir gir gir diye. Nasıl gireyim daha dün kardeşim dediğim adamın memleketine pat diye yaw. Kamuoyu hazır değil.
Obi: Tamam neyse, kaçta iniyosun sen buraya?
RTE: Üç gibi başkanım.
Obi: Tamam. Feto çiğ köfte istedi, canı çekmiş, gelirken bi porsiyon sardır.
RTE: Başüstüne başkanım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
