20 Şubat 2017 Pazartesi

Referandum

Sevgili Milletim,

Tamam sağlık sistemin hiç bu kadar iyi olmamıştı. Özel hastanede bile SSK'n geçiyor, tabii ki güzel, ama tüm "Amerikan ortağı" hükümetlerin icraatları güzeldi zaten. 50'lerde Menderes geldi ihya oldun. Bizim Samsun Bafra yolu üzerindeki lokantanın ön yolu Menderes'in marifetiydi, ne güzeldi, ilk defa görüyordun kaymak asfaltı.

Nasıl oluyordu? Amerikan ortağı oluyordun ve ismi konmasa da Amerikan Mandasını kabul ediyordun, işler güzelleşiyordu. Kanınla kazandığın bağımsızlığını yavaş yavaş geri veriyordun ama yollar hoşuna gidiyordu işte.

Yolların oldu, ekonomin canlandı, yeter ki sen Amerikan himayesini kabul edeydin, her şeyin olurdu!

Bir gün geldi, 7 yıl kadar sonra, "tamam artık zamani geldi" dedi Menderes, biraz da aldığı yüksek oy oranlarına güvendi, ortağına sırtını dönüp Rusya'ya yanaştı.  Önce uçağını düşürdüler, ölmedi, sonra astılar.

Gerçi sırtını dönmese de bir "son kullanım tarihi" vardı elbet. Amerikan efendimiz öyle seneler boyu aynı adamı destekleyip de süper kahramana çevirmezdi. Bir yerde indirecekti zaten. 

...

On yıllar sonra başka bir Amerikan ortağı RTE duble yollar yaptı sana, sağlık sistemini güzelleştirdi, memleket güzel güzel gelişti, tamam. 14 yıl sonra ( ki Menderes'ten tecrübeyle iki kati daha geç )  o da sırtını döndü ABD'ye ve dönünce 15 temmuz günü darbesini yedi. Ne mutlu ki kefeni yırttı tamam, darbeyi savuşturdu, çok güzel, şimdi artik anti emperyalist, o da iyi, Amerika'ya karşı falan, süper.

Ama bir aralar dostu olmuş muydu mu düşmanının?
...

"Aynı secdeye baş koyuyorduk, ne bilelim" değil işte hikaye. Bugün RTE'nin en büyük sırrı, 2002 yılında gayet akıllı ve bilinçli bir şekilde Amerikan ortaklığına, ülkeyi çok büyük tehlikelere atma pahasına evet demiş olması.

- Bak kardeşim, biz seni iktidara getireceğiz, ama sen de FETÖ organizasyonunun ülkenin en kritik kadrolarına yerleşmesine ve Türk ordusunu yavaş yavaş tasfiye edip, kendi kadrolarını yerleştirmesine göz yumacaksın, dediler, RTE de kabul etti. Bunu itiraf etsin, gidip "evet" diyeceğim, yemin ederim.

Kandırılmadı.

Biliyordu.

Halide Edip de zamanına Amerikan mandasını istemişti, şimdi kadına vatan haini diyemem, hatalıydı sadece. Atatürk'le araları o yüzden açılmıştı denir.

RTE'ye de "vatan hainisin" diyemem, çünkü o evet demese diyecek  birilerini bulmak zor muydu o zamanlar? Değildi.

Gerçi Ata'ya aynı teklif gitse cevabı ne olurdu? "Her ne koşulda olursa olsun, hayır. Ya istiklal ya ölüm! Ya kendi kaynaklarımızla tam bağımsız yaşarız, ya da ölürüz". TC'nin kuruluş onuruydu bu çünkü.

Ama herkes Ata değildi işte. "Hadi oradan, bu millet yok olmaktan dönerek buraya geldi, gerekirse yok olur ama seninle ortaklık yapmaz" demesini beklemeli miydim RTE'nin? Çok mu geçti? O erdem kalmamış mıydı artık bu topraklarda?

Sanırım öyleydi.

Dolayısıyla RTE iyidir kötüdür bile demiyorum, sadece referandumla istediği güç, zamanında Amerikan ortağı olmuş ve devletin en kritik kadrolarını CIA uzantılarına açmış, ülkenin ordusunu darmaduman ettirmiş ve ülkeyi çok büyük bir riske atmış biri için fazla diyorum. Ve bu risk, sadece ülkeyi bir şekilde içinde olduğu kıskaçtan kurtarabilmek adına mıydı? İşte ondan hiç emin olamıyorum.

...

YAPMA! AZCIK İŞKİLLEN!

Memleketi içten çökertmeye çalışanlarla "aynı secdeye baş koyuyorduk, ne bilelim" diyenlere o kadar güvenme! Döndüler diyorsun tamam ok, ama zamanında ortaklarıydılar. Ve biliyorsun milyarları götürdüklerini. Montaj diye kendini kandırma. "Bal tutan parmağını yalar" demen bile "montajdı" demenden daha dürüstçe. Bal tutanın balın hepsini yediği zamanları da gördün, o yüzden buna iyi diyorsun biliyorum, ama bal tutanın hiç bal yememesi doğru olan. Ata balın en iyisini tutmuştu ama hepsini sen yemiştim sevgili milletim.

...

Bırak gideceği yere kadar gitsin, köprü möprü yapıyor, bu anayasayla yapabileceği kadarını yapsın ama sen sadece KENDINE güven!

"HAYIR, o kadar da değil" de ve inan sorasında gerçekten daha makul bir anayasa değişikliği teklifi göreceksin!

6 Şubat 2017 Pazartesi

Hey Jude!

Hey Jude, demiş ya adam. "Don't carry the world upon your shoulders"

Bütün dünyanın sorumluluğunu taşımaya kalkma.

İlle de her şeyi mükemmel yapmana gerek yok.

Geçmişini sorgulayıp, "her şeyi harika yapamadım" diye kendini yeme.

Ömar Hayyam Beatles'dan 1000 sene falan önce söylemiş aynı şeyi. İki gün var ki bu hayatta,
yaratılmasa da olurdu demiş: Dün ve yarın. Niye?  Dünü düşünmeyi bırak. Dünden öğrendin bitti.
Her şeyi mükemmel yapamadın tamam.  Olsun ( Let it be). Bak Beatles'tan 1000 yıl önce aynı laf.

Yarın için kaygılanmayı da bırak. Bütün dünyanın yükünü omuzlarında hissetme. Kalbine bak sen.
O ne derse yap, gerisinde günahsızsın. Sen yaratmadın ki evreni. Yaratan düşünsün.

Sen kalbine bak.

Ne dünkü beceriksizliğinden pişman ol, ne yarından kaygılan.

3 Şubat 2017 Cuma

Ahlak Kültürü ve Din Bilgisi

600 lü senelerde yeryüzüne gelmiş bir peygamber kölesini azad etti. Aynı zamanlarda da sakal bıraktı.

Takipçileri sakalı "sünnet" deyip örnek aldı, ama köle pazarları taa Osmanlı'nın son senelerine kadar 1300 sene daha açık kaldı.

Peygamber sünnetiydi köleliğin kalkması ama sakal sünneti örnek alındı, köle azad etmeyi kimse örnek almadı. 

Avrupa 1800 lerin sonunda  ancak tartıştı köleliği. Filmi vardı hatta adı aklımda yok.

...

Benim dinimin peygamberinin 600 lerde söylediğini insanoğlu 1400 sene sonra yaptı.

Hadi Avrupalı gavurdu da, biz nasıl aldandık? 

Peygamberîm malının kırkta birini ver ki dünyada fakir kalmasın demişti. Nüfusunun yüzde 98'i müslüman olan bir ülkede bordro mahkumları hariç hiçbir kul yıllarca vergi mergi ödemedi. Kuyumcu benden az vergi veriyordu. Neyse ki biraz vergi toplayabiliyor artık devlet, ama dünyanın vergi memurlarıyla, dünyanın parasını harcayarak.

Ters döndü peygamberim mezarında muhtemelen. Yüzünü gözünü kapadı, görmedim duymadım bunları dedi.

...

Niye oldu ki bunlar?

Kuran'ın kelimelerini anlamamaktan mı?

Peygamberin gerçek mesajını bilmemekten mi?

Bilip umursamamak olamaz, en azından masum halkım için olamaz, onlar bilse yürekleri elvermez.

Okullardaki "din kültürü ve ahlak bilgisi"  derslerinin "ahlak kültürü ve din bilgisi" dersleri adında olmamasından mı? Önceliklendirme mi yanlış? Ya da aslında ahlakın bir kültür olup dinin bir bilgi olmasından mı?

"Ahlak" denince bu toplumda akla sadece kadın namusunun gelmesinden mi? İlk aklımıza o gelir ya: "Ahlaksız kadın".  "Ahlaksız erkek" gibi bir kelime grubu duymamışızdır mesela. "Ahlaksız erkek mi?". Gey falan mı yani? Ne demek ahlaksız? Ahlak kelimesi hemen cinselliği çağrıştırır.

"Ahlaksız adam" denirdi eskiden evet ama bugün o da pek kullanılmıyor. Hiç bir şey ahlaksızlık olarak görülmüyor artık, belki de ondan. Kişi evli barklı eşini aldatıp üstüne çoluğu çocuğu bırakıp yeni sevgilisine gidiyor, "çok aşık olmuş ama" diyorlar. Oradaki "çok" önemli. Hafifletici sebep. "Haa çok mu aşık olmuş, tamam o zaman.". Ulvi bir şey ya aşk. Aşk diyorsun, her şey bitiyor. Kardeşim aşk ahlaksız bedenlerde yeşermez ki, iyi insanların işidir aşk. O dediğin "meşk" olabilir mesela. Ya da iç gıcıklanması olur, heves olur, şehvet olur, başka her türlü kelime olur da aşk olmaz.


...

Ondan sonra da Çinliler iş seyahatine giden Türk heyetinin neden domuz eti yemekten ödleri kopup, kopya ürün üretmeleri konusunda bu kadar baskı yaptılarını düşünür durur. Kuralları yaşayan, ama  ahlakı yaşamayan bir dine mensuptur ülkemin insanları çünkü.

...

Budisdm de ahlak vardır mesela. Bizim anladığımız anlamda din yoktur o ayrı, ama ahlak vardır. Mesela bir budist rahibin kaçıracak vergisi bile yoktur. Bir şey kazanmaz çünkü. Yoksunluk ahlakı vardır, hiçlik ahlakı vardır, bir sürüsü vardır.

Hindu dinlerinde dünyanın en saçma sapan din kuralları vardır, yağmur yağıp yağmadığına bile bakarak oruç tutup günlerce aç bırakırlar kendilerini ama baskın da bir ahlakları vardır. "Bir gün canlanabilirdi o" deyip yumurta yemezler mesela. Bir ahlak vardır bu düşüncelerin arkasında.
Saçma dersin tamam ama doğaya bir saygı ve değer verme vardır. "Kardeşim ye gitsin, kartal yumurtası yemiyorsun ki, en nihayetinde endüstriyel olarak üretilmiş milyonlarca yumurtadan birini yiyorsun" dersin ama yemez, etiğine aykırıdır.

İnanmıştır bir kere. Saçmadır, ama o saçma inanışı bile bir ahlak barındırır. Adam "ben hiçbir canlının üremek için ürettiği şeyi yok etmem" diyordur.  

Ben bir oturuşta iki yumurta birden yemeye devam edeceğim ama, onu da bu ahlakı için tebrik edeceğim. Mantığı olmasa da, bir şeylere inanıyor ya, bir etik anlayışı ve duygusu var ya, hiçbir etiğe inanmayanlardan bir adım önde.

Geçenlerde bir arkadaş rakı şişesini peçeteye sarıp bana o şekilde uzatınca, "helal be kardeşim dedim, bir inanışın var ve ondan asla şaşmıyorsun ya, varsın saçma olsun".  Sevinse mi üzülse mi bilemedi. En azından bir konuda ahlakı var. Bir inancı var, o konuda iradesine hakim, etik duygusu yoğun. Ha detay kurallar saçma, olsun. Umalım ki aynı ahlakı yaşamının tümünde ve daha önemli davranışlarda sergileyebiliyor olsun. Rakıyı peçeteye sarmak kolay da, dilini tutmaya, elini tutmaya, belini tutmaya mesela  benzemez. Zordur gerçek ahlak. Gerçi o arkadaşım çok ahlaklı bir çocuk, o yüzden de ne kadar isterse saçmalayabilir. Lafım sadece saçmalayan ahlaksızlara.

...

Örneğin benim dinimde oruç önce günaha girmemek için, daha sonra açların haliden biraz anlamak için, en son ise o da belki biraz nefs terbiyesi ve irade eksersizi olarak tutulur. Gerçi son ikisi islam aleminin çoğunluğunun pek aklında değildir. Orucu tutar ama 30 günün sonunda da bırakır. 30 gün boyunca küfür etmez, Hürriyet'in arka sayfa güzeline bakmaz, rakı içmez, müşterisini hala sağlam sağlam kazıklayabilir, lakin ağzından asla bir "siktir" lafı bile çıkmaz çok dikkat eder.

Bayram ertesine kadar.

..

Dinimi kötülemiyorum. Sadece öz güzelliğinden mahrum kalıyoruz diyorum.